Hayat Boyu Öğrenme

“Hayat Boyu Öğrenme”nin gerçekleşmesi için eğitimde farklı bir anlayışın benimsenmesi ve yaşam biçimi hâline gelmesi gerekir.  Bu anlayış; “Bireyin, öğrenmenin aktif bir işlev olduğunu, kendisinin aktif olarak öğrenme işlevine katılmazsa öğrenemeyeceğini, bir başkasının doğrudan kendisine bir şey öğretemeyeceğini, bunu beklemenin anlamsız olduğunu anlaması ve yaşam biçimi hâline getirmesidir.” şeklinde ifade edilebilir.  Bunun tersi durumda ise, bireyler, kendi başına öğrenemeyeceklerini, birilerinin onlara öğretmesini beklemeleri ve kendileri için uygun olan bilgi ve becerileri başkalarının belirlemesi gerektiğine, ancak başkalarının belirleyeceği yerlerden bu bilgi ve becerileri alabileceklerine inanacaklar ve bunu yaşam biçimi haline getireceklerdir.

İnsanlar tüm yaşamları boyunca neyi, niçin, ne zaman, nasıl ve nerede(5N) öğreneceklerini kendileri değil de başkaları tayin ederse buna alışacak ve yaşamları boyunca da bu işin başkaları tarafından yapılmasını bekleyeceklerdir.  İşte bu yüzden,  öğrenciler tüm eğitim hayatları boyunca bu soruları kendilerine sorması ve cevaplarının gereğini yerine getirebilmeleri için gerekli olan bilgi ve becerileri kazanmış olmaları gerekir.  Her şeyden önemlisi de bu anlayışı bir yaşam biçimi haline getirmeleri gerekmektedir.

Eğitimin, insanların yukarıda sözü edilen 5N’yi cevaplayabilmeleri için gerekli olan bilgi ve becerileri kazanabilmeleri amacıyla şekillendirilmesi gerekmektedir.  Çünkü, bugünkü haliyle eğitim sistemimizin sözü edilen anlayışı, bilgi ve beceriyi kazandırması zor bir ihtimaldir.  Çünkü öğrencinin bu soruları sorması ve bunun sonucunda kararlar vermesi ve bu kararların gereğini yapması için  gerekli olan anlayışa ve yetkiye sahip değildir.  Çocuklar kendilerine söyleneni, söylendiği zaman, söylendiği şekilde ve söylendiği kadar öğrenmeye programlandırılmaktadır.  Bu şekilde şartlanan çocuklar farklı bir yol bilmemekte, sorgulamamakta sadece söyleneni yapmaktadır.  Neredeyse tüm öğrenim hayatları kendilerine söyleneni yapmaktan ibarettir.  Okul dışı zamanlarında bile okuyacakları kitaplar ebeveynleri ya da Türkçe öğretmenleri tarafından belirlenmekte okuldaki öğretim programlarından kurtulan çocuklar okul dışı zamanlarını da programlanmış bulmaktadırlar.  Seyredecekleri TV programları ve okuyacakları kitaplara kadar her şey onlar için planlanmıştır.  Bu duruma bazı çocuklar isyan etmekte ve bu yaşama uymamaktadırlar.  Bu defa da yaşamlarını kendileri düzenleyememekte sadece isyan hâlinde tamamını reddetmekte, ancak yine de akılcı bir şekilde kendi yolunu çizmeyi öğrenememektedirler.  Bu şekilde hayatı tamamen planlanmış programlanmış çocukların bazıları uyumlu çocuklar olarak bunlara uymakta, isyan edenler de uymamakta, ama her iki grup da  akılcı ve sorgulayıcı bir hayat boyu öğrenme becerisi geliştirememektedir.  Yani sonuç olarak neyi, niçin, nasıl, nerede ve ne kadar öğrenmesi gerektiği konusunda hiçbir bilgi ve beceri geliştirememekte ve bu şekilde hayata atılmaktadır.

Bu kişiler hayata atıldıklarında sözü edilen “N” leri hiçbir zaman bilmemekte ve yaşamlarını birilerinin gelip de kendilerine bu “N”leri söylemesini beklemektedirler.  Beklenen olmayınca suçlu aranmakta tabi ki en doğal suçlu devlet olmaktadır.  Aldıkları eğitim ne olursa olsun, devletten  kendilerine, aldıkları eğitime göre istihdam sağlamasını beklemektedirler.  Oysa ki, insanların iş hayatını ve kendi bilgi ve becerilerini sorgulaması ve aranılan niteliklere sahip değilse, bu nitelikleri belirleyip buna uygun olarak doğru yerden doğru bilgi ve becerileri kazanma yoluna gitmesi gerekmektedir.  Eğitimin kazandırması gereken de budur.  Ancak, bu bilince, bilgi ve beceriye sahip olmayan insanlar sonuçta bîçare kalmakta ve birinin çıkıp okulda olduğu gibi ne yapmaları gerektiğini söylemesini beklemektedir.  Bu yapılmayınca da sinirlenmekte kendisine haksızlık yapıldığını düşünmektedir.

Okulda sunulan eğitim anlayışının değiştirilmesi hayat boyu öğrenmenin yerleşmesi açısından olmazsa olmaz görünüyor.  Şu andaki eğitim anlayışı son derece yanıltıcı ve öğrencinin yaşamında karşılaşacaklarından uzaktır.  Bu eğitim anlayışı aşağıda sunulduğu gibi özetlenebilir.

Öğretmeni bilgi kaynağı gibi göstermek veya bilgi kaynağı olarak kullanmak öğrenci tarafından fark edilmeden yanlış anlamlandırmaya neden olmaktadır.  Bilgiye ulaşmak için öğretmenin söylediklerini dinlemek öğretmenin yap dediklerini yapmak, bilmediklerini anlamadıklarını bu temel bilgi kaynağından almaktan başka bir yol olmadığı inancı perçinlenmektedir.

Öğretmenin öğrencilere bilgiye ulaşmanın yollarını göstermesi gerekir.  Kitapların, internetin adres gösterilmesi gerekir.  Öğretmenler öğrencilere araştırması gereken konuyu vermemeli bunun yerine sorun ya da proje vermeli, öğrenciler neyi, niçin, nasıl araştıracağına kendileri karar vermeli ve uygulamalıdır.

Öğretmenin öğretici olarak sınıfta bulunması, her şeyi ben öğretirim mesajlarını vermesi, öğrencilerin bir şeyler öğrenmeleri için bir öğreticinin şart olduğuna dair bir inanç geliştirmelerine neden olmaktadır.  Böylece bir öğretici olmazsa öğrenemeyeceğine inanmaktadırlar.  Bunun sonucunda öğrenciler yaşam boyu bir öğreticiye mahkum olmaktadırlar.

Yaparak yaşayarak öğrenme çerçevesinde öğrenci merkezli etkinliklerin kullanılması öğrencileri öğretmen öğretir inancından kurtarmakta, hatta bu şekilde eğitime başladılarsa böyle bir inanç gelişmemektedir.  Öğretmenin rehber olduğu, tıpkı annesi ya da babası gibi kendisine öğrenme yolunda yardımcı olduğu fikri gelişmektedir.

Mümkünse ders kitabının eğitimden uzaklaştırma yolları aranmalı ya da birinci kaynak olarak kullanılmamalıdır.  Çünkü ders kitapları bilgi kaynaklarını basitleştirerek öğrenciyi yaşam boyu bu kolaylığa alıştırmaktadır.  Üstelik bilgi düzeyleri son derece kısıtlı ve çoğunlukla yüzeyseldir.  Ayrıca, bilgiler süzekten geçirilmiş ve normal kaynaklarda olduğuna göre son derece basit bir üslup kullanılmıştır.   Öğrencinin söz dağarcığını geliştirmek yerine onun sahip olduğu söz dağarcığı dışında kelime kullanılmamış ve cümlelerdeki kelime sayıları sınırlandırılmıştır.  Bunlar tamamen gerçek dışı bir ortam oluşturmaktadır.  Öğrenci normal şartlarda herhangi bir kaynaktan 10 sayfayı tarayınca bulabileceği bilgileri, ders kitabında kısa bir paragrafta bulmaktadır.  Buna alıştığında ise  kitap dışı kaynakları boşa harcanan zaman olarak görmektedir.  Oysa gerçek yaşamda araştırdığı bilgileri ders kitabında olduğu gibi kısa yoldan ulaşması neredeyse imkansızdır.

Öğrenciler normal şartlarda ulaşacakları kaynaklara yönlendirilmedirler.  Gerekirse az ama öz bilgi araştırılmalı ama bunun için kitaplar, dergiler, gazeteler, İnternet adres gösterilmelidir.  Çünkü öğrencinin tüm yaşamı boyunca ulaşacakları bilgi kaynakları buralardır.

Ölçme ve değerlendirme sadece öğrencinin bildiklerini ölçmek amaçlı olmamalıdır.

Öğrenmeyi öğrenme hayat boyu öğrenmenin de kapılarını açar.  Bu nedenle ölçme ve değerlendirme öğrencinin öğrenme stratejisinin örneğin öğrenme stillerini belirlemek gibi bir işlev de yüklenmelidir.  Öğrenci ve öğretmen, öğrencinin öğrenme yaşantısı sırasında izlediği yolu da ölçüp değerlendirmelidir.  Böylece öğrenci için en geçerli ve verimli yolu bulma konusunda ilerleme sağlanabilir.

Ders programlarının “ders için ders” mantığından uzaklaşması gerekir.  Örneğin matematik matematik olduğu için öğretilmemelidir. Çünkü öğrenciler sırf programda olduğu için öğrenmek zorunda kalmakta, öğrendiklerini işe yaramayan bilgi olarak algılayarak zamanla öğrenmeyi bir zorunluluk sonucunda yapılması gerekenler olarak algılamaktadır.  Bu ise hayat boyu öğrenmenin önündeki önemli bir engeldir.  Çünkü verilmesi gereken mesajlardan biri de öğrenmenin yaşamımızı kolaylaştıran bir beceri olduğudur.  Öğrenci yeni şeyler öğrenerek yaşamını kolaylaştırdığını bizzat yaşayarak görmeli ve anlamalıdır.

Programlar birinci derecede öğrencinin hemen işine yarayacak sorunlarını çözecek bilgi ve becerilerden oluşmalıdır.  Öğrencinin yıllar sonra işine yarayacağını düşündüğümüz bilgileri vermekten kaçınmamız gereklidir.  Çünkü yıllar sonra ya o bilgiler eskiyecek ya da öğrenci onları unutacaktır.

Hayat boyu öğrenmenin yaşam biçimi haline gelmesini engelleyecek diğer olumsuzlukların  belirlenmesi ve eğitim sistemimizden çıkarılması; ayrıca olumlu tutum geliştirecek yeni girdiler geliştirilerek sisteme yerleştirilmesi gerekmektedir.  Talim ve Terbiye Kurulu olarak bu konuda adımlar atılmış ve yeni programlarda bireysel farklılıklara, merakın giderilmesine, öğretmenin rehber olmasına, kaynak araştırmaları gibi öğrencileri hayat boyu öğrenmeye yönlendirecek ögelere önem verilmiştir. Programların bundan sonraki geliştirme çalışmalarında da sürekli pozitif yönde gelişmelere devam edilerek zaman içerisinde bu yönde büyük gelişmeler kaydedilebilir.  Ani ve radikal değişikliklerin sorunu çözmek yerine büyüteceği gerçeğinden yola çıkılarak böyle bir strateji benimsenmiştir.

 

H. Alp Boydak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>